29 Mayıs 2015 Cuma

Okudum Bitti #70 Karanlıkta Buldum Seni

Merhabalar,
Tess Gerritsen'lara bir ara verdim.
Bugün yeni ve farklı bir kitap var karşınızda.

Kitap Adı : Karanlıkta Buldum Seni
Yazar : A. Meredith Walters
Yayınevi : GO! Kitap
Baskı : 2015

Oy oy bu kitap hakkında ben neler desem ki şimdi.
Okuduğumda epey etkileyip fena sarsmıştı beni bu kitap.
Instagram yorumumda iyi ile orta arasında dedim biliyorum ama bu sarstı gerçeğini de değiştirmez.

Başlayalım yorumlamaya.
Maggie aşırı klasik, sıradan, yüksek notlara sahip, harika arkadaşları olan, iyi bir aileye sahip, bildiğimiz kurallara uyan bir kızımız.
Okulun da atletizm takımında gelecek vaad eden bir koşucu.

Bir gün okula gittiğinde derse yetişmeye çalışırken çarpışıp dağıttı ve dağıldığı Clayton var bir de.
Yeni çocuk.
Nereden geldiği, kim olduğu, neci olduğu bilinmeyen, bir anda ortaya çıkan karanlık ve içine kapanık bir tip.

Yeniler her zaman ilgi çeker.
Senelerce bir sürü okul değiştiren biri olarak deneyimlerimden biliyorum :)

Clayton ise Maggie'nin ilgisini fena halde çekmiş olmalı ki Maggie elinden geleni ardına koymamaya başlar ve sonunda arkadaş olurlar.
Zamanla yakınlaşan ikilinin arasında sırlar vardır.
Bu sırlar Clay kaynaklı olup Maggie öğrendiğinde sudan çıkmış balığa dönecek kadar afallayacaktır.

Ve bir aşk doğar ki aralarında her iki tarafı da yakıp kül edecektir.
Maggie, Clayton'ın sırrı ile baş edip ona yardım etmeye çalışırken eski halinden tamamen farklı birine dönüşecektir.
Aşk sen nelere kadirsin.

Ama işler hiç de peri masallarındaki gibi toz pembe olmayacaktır.
Maggie, Clayton'ı karanlıkta bulmuştur ve aydınlığa çıkmaya çalışırken o da karanlığa batmaya başlayacaktır.

Kitabın sonu aslında bir yerden sonra tahmin edilebilir bir hale gelmişti.
Toz pembe hayallerim olmadığı için beklediğim gibi oldu.
Farklı çıksa iyi derdim, orta lafını etmezdim.
Olay budur yani.

Ve alıntılar :
"İyilik senin erdemin. Duru güzelliğin ise silahın."

"En başından başlasan nasıl olur? Baştan başlamak genelde iyidir."

"Sen, her şeyimsin zaten. Bütün dünyamsın."

"Söz vermek kolaydır ama verilen sözü tutmamak daha da kolaydır."

"Kendini kaybolmuş gibi hissediyorsan, ben seni bulurum."

"En kusursuz anılar, unutması en çok acı verenlerdir."

Ve bu kitap ardı ardına okuduğum psikoloji temalı kitapların sonuncusu.
Bir süre psikoloji temalı kitaplara ara veriyorum.
Bu kadar psikolojik kitap beni fazla etkiledi.
Azıcık farklı alanlara açılmak lazım :))

28 Mayıs 2015 Perşembe

Okudum Bitti # 69 Gece Yarısından Sonra

Merhabalar,
Tess Gerritsen'dan devam ediyoruz.
Bu sefer ki ilk yazdığı ( ben öyle biliyorum) kitabı olan Gece Yarısından Sonra.

Kitap Adı : Gece Yarısından Sonra
Yazar : Tess Gerrtisen
Yayınevi : Martı
Baskı : 2014

Gece Yarısından Sonra 1987'de yazılan bir kitap öncelikle bunu bir belirteyim :)
Yani yine o zamanın şartlarını düşünmelisiniz.

Bir gece yarısı Sarah Fontaine adlı bir bilim insanı bir telefon alır ve telefonun diğer ucundaki yetkili ona henüz 2 aylık evli olduğu kocasının öldüğünü söyler.
Hem de Sarah onu Londra'da sanarken Berlin'de çıkan bir yangında ölmüştür.
Tüm deliller ölenin Geoffrey Fontaine adlı bu adama ait olduğunu işaret etmektedir.
Ama Sarah bunlara inanmamakta ve bir hata olduğunu düşünmektedir.

Nick ise kendini soktuğu kötü durumlar sonucu sıkıcı bir masa başı işine atanmış bir Amerikan yetkilisidir.
Gece yarısı kocasının öldüğü haberini Sarah'ya veren de odur.
Ertesi gün yüz yüze geldiklerinde ise Nick, Sarah ile konuşur ve aklına soru işaretleri takılmaya başlar.
Bu soru işaretleri ile Sarah gibi o da iz peşine düşecektir.
Ve bu ikili kendilerini Amerika'dan Avrupa'ya uçan bir uçakta bulacaklardır.

Sarah olayları öğrenmek için kendi başına araştırırken yardımına Nick koşacaktır.
Peki gerçekler kime dokunmakta kimin canını yakacak kuvvettedir?
Ve gerçekte Geoffrey Fontaine kimdir?

Zamanın şartlarına göre çok güzel ilerleyen ama tabi ufak tefek eksikleri olan bir kitap oldu Gece Yarısından Sonra.
Ben severek okudum.
Mükemmel diyemem ama Tess seviyorsanız okumadan da geçmemelisiniz derim.


27 Mayıs 2015 Çarşamba

Okudum Bitti #68 Hasat

Merhabalar,
Uzun süre önce okuyup yine yorumunu geciktirdiğim bir kitaptan devam ediyorum.

Kitap Adı : Hasat
Yazar : Tess Gerritsen
Yayınevi : Doğan Kitap
Baskı : 2015

Bizim ülkemizde kitapları neden tam bir sıraya göre çıkarmazlar çok merak ediyorum.
Tess Gerritsen kitaplarının yazılış tarihleri ile ülkemizde yayınlanış tarihleri arasında ciddi farklar var resmen.
Düşünün bu kitap 1996'da basılmış yurt dışında aslında.
Bizim ülkemizde ise daha yeni.
Serzenişte bulunduğuma göre yoruma geçebilirim.

Hasat kitabı kapağı ile bence tam bir uyum içinde olan bir kitap aslında.
Burada ana karakterimiz Abby DiMatteo henüz pratisyenliğini tamamlamamış bir hekimdir.
Ama hem başarılı hem de geleceği parlaktır.
Ta ki vereceği kararlar hastane yönetimi ve bazı nüfuzlu kişiler ile çelişene kadar.

İşin bir de farklı bir ayağı vardır.
Bu ayak uzaklara, okyanus ötesine dayanır.
Yakınlarından daha iyi bir yaşam vaadi ve para karşılığı alınan küçük çocuklar aslında çok daha büyük bir oyunun parçası olacaklardır.

İnsan hayatının para ile vicdan arasında top gibi gidip geldiği bir düzende doktor Abby ne kadar dayanabilecek ve doğrularının peşinden gidecektir bunu okuyarak göreceksiniz.

Kitapta 1996 şartlarının etkisini hissetmeniz mümkün.
O zamanın koşulları ile şu anı karşılaştırmak kaçınılmaz olabilir ama o zamanın şartlarına göre gayet iyi yazılmış bir kitap.

Tess Gerritsen yine harika bir iş çıkarmış.
Kesinlikle tavsiyemdir.

26 Mayıs 2015 Salı

Okudum Bitti #67 The 100 21. Gün


Merhabalar,
Macera kaldığı yerden devam ediyor.

Kitap Adı : The 100 21. Gün
Yazar : Kass Morgan
Yayınevi : GO! Kitap
Baskı : 2015

Sonunda Dünya'da yeryüzüne inen ekip dışında da insanların olduğu ortaya çıkıyor.
Yani insanlarla ilk temas kuruluyor.
Ama bu temas hiç de istenilecek türde veya barışçıl bir yolla olmuyor.

Bunun yanında Bellamy'nin kız kardeşi kayıp. 
Bellamy ise bu konuda çıldırmış durumda.
Wells saldırı sonrası insanları sakinleştirmeye çalışırken grup içinden karşılık verip ölümcül davranmaya yönelik sesler de çıkmıyor değil.

Ve inişten itibaren 21 gün geçmiştir.
Bazı insanlar ise aynı belirtileri gösterip hastalanmaya başlıyor.
Yoksa radyasyon gizlendiği yerden ortaya mı çıkıyor?

İlk temastan sonra ise gerçekten bir genç kız ele geçiriliyor.
Bu genç kız aslında bir çok gerçeği de ortaya çıkarabilecek bilgiye sahip.

Gemide ise işler daha da kötü durumda.
Glass en zor kararlarını vermek için ve sakladığı sırrı korumak için elinden geleni yapıyor.
Yaşam gemide Dünya'dakinden çok daha zora giriyor.
Tek çıkış yolu kalıyor bu durumda da.

Zor şartlar her zaman bir şekilde yeni aşkları doğurur.
İşte bu zor şartlar altında da yeni yeni aşklar doğuyor.

Ve kitabın sonu...
İnanılmaz bir gerçek ortaya çıkıyor.
Gemideki en katı kuralların, aslında o katı kuralları korumakla görevli olan kişi tarafından yıkıldığını öğrenmek bazı kişiler için şok etkisi yaratıyor.

Bunun yanında yeni misafirlere de merhaba deme vakti.

3. kitabı büyük bir merak ile bekliyorum.
O kitapta ne bombalar patlayacak emin olamıyorum ama soluksuz okutacağı kesin.

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Okudum Bitti #66 The 100


Merhabalar,
Kitap yorumlarıma kaldığım yerden devam ediyorum.

Kitap Adı : The 100
Yazar : Kass Morgan
Yayınevi : GO! Kitap
Baskı : 2015

Ben uzay bilim-kurgularının tam anlamıyla hastasıyımdır.
Bir o kadar ulaşılmaz olan ama kitaplar sayesinde sanki yanı başımızdaki gibi hissettirir bana.
O yüzdendir ki uzay bilim-kurgularının kitaplarının da filmlerinin de bende yeri ayrıdır.

Gelelim kitabımıza.
The 100 kitabını Adana Kitap Fuarı'ndan alıp ikincisi çıkmadan okumadığım bir kitap olarak bekletiyordum.
Bu ayki kitap okuma listemde de yoktu ama yorumları okuyup güzelliğinden bahsedilince merak edip araya sokuşturdum resmen kitaplarını.

The 100, kitabın başladığı tarihten 300 yıl önce Dünya'da meydana gelen nükleer felaket sonraki uzaya çıkmayı başaran ve koloni kuran bir toplulukla başlıyor.
Burada insanlar, birbiri ile bağlantılı 3 gemide yaşıyorlar ve bu 3 gemide bildiğimiz kast sistemine benzer bir sistem işliyor.
İnsanlar gemilerine göre sınıflara ayrılıyor.
En iyi olanaklar ve ayrıcalıklar Phoenix'tekilerin.

Burada aynı zamanda çok sıkı kurallar da mevcut.
Şansölye adı verilen en baştaki kişi düzenin, kurallara uyulmasının ve yönetimin sorumluğunu taşıyor.

Katı kurallardan bahsetmişken en ufak hatalar bile suç kabul edilip cezalandırılıyor.
Eğer suçu işleyen kişi 18'den büyükse ceza idam, küçükse hapse atılıp 18'ine geldiğinde tekrar yargılanma hakkı ve sonuç.

Başrollerimiz tıp stajyeri iken hapse atılan Clarke, kardeşi için her şeyi göze alan Bellamy, Şansölye'nin oğlu Wells ve Phoenixli iken Waldenli bir adama aşık olan Glass.

Suçlulardan 100 kişi gizli bir proje için Dünya'ya yollanmaya karar veriliyor.
Dünya'daki radyasyon seviyesine göre yaşanabilirliğini ve hayatta kalma düzeyini öğrenmek için denek muamelesi görüyorlar.

Daha Dünya'ya gidecek geminin fırlatılışından itibaren aksiyonlar başlıyor.
Dünya'ya inen ekibin ve uzayda kalanların yaşadıkları dört farklı bakış açısından anlatılıyor.

Dünya'ya iniş tamam peki hayatta kalması?
Her zaman var olan ve olacak güç elde etme hırsı burada da kendini gösteriyor.
Zor şartlar ve verilen kararlar, güvenilmezlikler ile bir çoğu gerçekten ciddi suçlar işlemiş insanlar bir arada.

Uzaydaki işler de hiç iç açıcı değil ve 100 kişilik ekibin neden yollandığını da öğreniyoruz.
Ana karakterlerin hayatları geri dönüşler ile anlatılıyor.
Nelerin neden yapıldığı, nasıl ortaya çıktığı yavaş yavaş öğrenilmeye başlanıyor.

Bu kitabı ciddi anlamda sevdim.
Kurgusu, olayların akışı ve anlatılışı çok hoşuma gitti.
İyi ki ikinci kitabı aldıktan sonra okumaya başlamışım yoksa ikinci kitabı beklemek çok zor olacaktı.

Yeni bir uzay-dünya serüvenine çıkmaya hazır olun.
Bence beğeneceksiniz.


16 Mayıs 2015 Cumartesi

Okudum Bitti #65 Gölgelerin Ressamı

Merhabalar,
Çooook uzun süre önce ki yaklaşık 1 buçuk sene önce, kitap fuarından alıp okumadığım bir kitabı daha sonuna okudum :)
Ve niye bu kadar bekletmişim dedim resmen.
İşte o kitap ve yorumu.

Kitap Adı : Gölgelerin Ressamı
Yazar : Esteban Martin
Yayınevi : Arkadya
Baskı : 2013

Gölgelerin Ressamı bir İspanyol polisiye gerilim kitabıdır.
Nadir de olsa alışıldık ülkelerin dışına çıkıyorum.

Bu kitabın en önemli özelliği tarihteki üç ismi bir araya getirmesi.
Pablo Picasso, Sherlock Holmes, Karındeşen Jack.
Peki bu üç tarihi isim nasıl bir araya geliyor?

Kitabımız öncelikle Picasso ile başlıyor.
Bir röportaj esnasında gençliği ile ilgili sorulan bir soru Picasso'yu çok eskilere götürüyor.
Picasso'nun ilk resim yapışından, aykırılığına, gençliğine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
İtiraf edeyim ilk 100 sayfa da sıkıldım bu yolculukta.

Sonrasında ise işlenen bir cinayet ile kitap hızlanmaya başlıyor.
Cinayetin işleniş biçimi ve sonrasında olanlar, hele ki Picasso'ya bağlanışı merakınızı uyandırıyor.

Cinayetlerin en büyük özelliği İngiltere'de işlenen ve Karındeşen Jack'in işlediği cinayetlere benzemesi.
Üstelik kurbanlar da yine hayat kadınları.
Bunun üzerinde nüfuzlu kişiler araya sokularak daha önce Karındeşen Jack davasında da çalışmış olan Sherlock Holmes ta oralardan İspanya'ya getirtiliyor.
Tabi bu arada genç Picasso'nun başına da gelmeyen kalmıyor.

Kitabın sonlarına doğru katili tahmin etmiş olmam, sonun etkisinden bir şey eksiltmedi bende.
Sonunda her şey güzel bir şekilde bağlanmıştı.
Üç ismi bu şekilde birbirine bağlamak ise gerçekten yaratıcı olmuş.

Bir de kitap inanılmaz hızlı okutuyor kendini.
Sıkıldığım sayfalarda bile hızlı ilerliyordum.
Akıcılık bakımından çok iyiydi bana göre.

Kitap bittiğinde ise bu kadar bekletmiş olduğuma üzüldüm doğrusu.
Eğer elinizde varsa ve bekletiyorsanız hemen okumaya başlayın derim bu kitabı.
Yoksa da alıp okumanızı tavsiye ederim.

Ve alıntılar :

"Tuhaf görünüyor diye imkansız, olasılıksız olarak değerlendirilip göz ardı edilenler, gerçeğin ta kendisi olabilirler."

"Çünkü ölüler konuşur, sevgili Sherrinford. Bize bilgi vermek için can atarlar."

"En iyi vaka suçlunun yaptığı bir hata sayesinde çözülen vaka değildir; en iyi vaka, gerçek gözler önündeyken herkesin başka tarafa baktığı vakadır."

14 Mayıs 2015 Perşembe

Okudum Bitti #64 Senli


Merhabalar,
Bir süredir kendimi tamamen kitaplara vurdum.
Sürekli kitap okuyorum ki bunda evde okunmayı bekleyen kitap kulelerimin payı büyük.
Hayır, almadan da edemiyorum ki.

Bugün de son aldığım ve Mayıs listemde olup ilk okuduğum kitabı anlatacağım size.
Gerçekten uzun süredir böyle bir kitap okumamıştım.
Sanki alırken evren bana arkadan arkadan "Aaaallll, onu aaaallll." diye fısıldamış.
Yoksa önce bakıp almayacağım diye yerine bıraktığım kitabı, neden başka mağazaları gezdikten sonra gidip alayım ki?
Varmış bir hikmeti işte :)

Kitap Adı : Senli
Yazar : Merve Akıncı
Yayınevi : Müptela
Baskı : 2015

Bahar, İstanbul'da üniversite okuyan bir öğrencidir.
Karan ise onunla aynı okulda okuyan biri.

Bahar ile Karan birlikteler ama buna sevgililik demek uygun kelime olmaz.
Çünkü burada asıl seven, deli divane olan Bahar.
Bahar, Karan'a o kadar etkileyici ve sarsıcı bir aşkla, sevgiyle bağlı ki...
Hayatının merkezi hatta biraz ileri gideyim kıblesi Karan.
Her şey Karan orijininde oluyor.

Kitap anıların günlüğe yazılmış hali gibi bir seyre sahip.
Bahar'ın kendi gözünden, dilinden, yüreğinden ortaya çıkmış.

Bahar'ın, Karan'a karşı yaşadıkları...
Bunu nasıl tarif etsem bilemedim.
Normal değil desem normal ne ki diye sorguluyorum kendimi.
Bu kadar ağır olmasa da Bahar'ın hissettiklerini bir zamanlar hissettiğim için de onu çok iyi anlıyorum.
Ve hem Bahar'a hem kendime kızıyordum kitabı okurken.
Sen ne yapıyorsun Bahar?
Ben ne yapmışım? diyordum.

Bu kitapta, Bahar'ın hissettiklerinde kendim hissettiklerimi buldum.
Benim gözümü açtı bu kitap resmen.
Bu yüzden de Merve Akıncı'ya böyle bir kitap yazdığı için ayrıca teşekkür ederim.

Çok dağınık gittim yazımda biliyorum.
Ama başka nasıl yazabilirdim onu bilmiyorum işte.
Kitabın sonuna gelirsek beni şaşırtmayı başardı.
Böyle bir şey beklemiyordum.
O son bile bir daha severken dikkatli olmam gerektiği konusunda mutabık olmama neden oldu :))))

150 sayfalık bir kitap ama içinde çok fazla yaşanmışlık var.
Bu yüzden yavaş okudum.
Ayrıca Bahar'ın hissettiklerini, kendi yaşadıklarım ile birleştirince yüreğim bir oturuşta fazla okumaya dayanmıyor, gözlerim doluyordu.
Yavaş okumamın bir nedeni de buydu.

Eğer görürseniz alın okuyun derim.
Böyle bir aşkı okumak lazım bence.

Ve birkaç alıntı:

"Sen bana sonbaharı getirmeye gelmişsin."

"Gülüşünden öptüm seni... Acından öptüm."

"Senin ilk baharın olmayı isterdim."





13 Mayıs 2015 Çarşamba

Elidor Kuru Şampuan


Merhabalar,
Yağlı saç ve aciliyet deyince aklınıza ne gelir bilmem ama benim aklıma kuru şampuanlar geliyor.
Daha önce Rossmann'dan aldığım bir kuru şampuandan bahsetmiştim.
Memnun olmadığımı da söylemiştim.
O bitince yerine Elidor'un bu yağlı saçlara özel olanını aldım.
Ama kuru şampuanı zaten yağlanan saçlara uyguladığımız için bu ayrım pek de gerekli gelmedi bana.
Boyalı saçlara da yağlanınca uygulanıyor sonuçta.
Neyse efendim konuyu dağıtmayayım.
Su tüketimini, enerji tüketimini azaltır konularına girmeyeceğim.
Kuru şampuanı kullanınca aynı gün saçlarını yıkayanlardanım ben çünkü.

Saç diplerime uygulayıp biraz bekliyorum ve parmaklarım ile masaj yaparak yediriyorum.
Ardından da tarıyorum.
İlk başta o yağlı görünüm ortadan kalkıyor, doğrudur.
Bununla birlikte inanılmaz sertleşen saç diplerine kavuşuyorsunuz.
Bildiğiniz saç dipleriniz sanki kum var gibi hasır hasır ediyor ve semsert oluyor.
Bir de verdiği hacim var.
Sanki bir tel çoğalıp bir kaç tane olmuş gibi hacimli oluyor saçlarım.

Ama yağı gitmiş görüntü sabah yaptıysam öğlenden sonrayı çıkarmıyor, ancak öğlene kadar.
Sonra yağlı görünüm geri dönüyor.

Ben bu ürünü kullandığım da Tresan şampuanla birlikte resmen saç diplerim temizlenmemiş gibi hissediyorum.
Bir de yaptığı kepek de cabası oldu ben de.
Salicade yolu da göründü bu yüzden.

Ben memnun kalmadım o yüzden Elidor'un kuru şampuanından.
Bitince tekrar almayacağım.
Başka markaları denemeyi düşünüyorum.
Bakalım beni memnun edecek bir kuru şampuan bulabilecek miyim?
Marka tavsiyeleriniz var ise yorum olarak beklerim.

10 Mayıs 2015 Pazar

Okudum Bitti #63 Çöküş ve Yükseliş

Merhabalar,
Bir önceki kitap yorumumda serinin ikinci kitabı olan Kuşatma ve Fırtına'dan bahsetmiştim.
Şimdi geldi sıra Çöküş ve Yükseliş'e.
Yazım spoil içerebilir, sonuçta son kitabı nasıl spoil vermeden yorumlayabilirim bilemedim.

Kitap Adı : Çöküş ve Yükseliş
Yazar : Leigh Bardugo
Yayınevi : Martı
Baskı : 2015

Alina yaşadığı büyük ve sarsıcı olaydan sonra gücünü bitirme noktasına gelmiş ve zayıf düşmüştür.
Apparat ise onu sanki sindirmek ister gibi ona iyi gelecek insanlardan uzak tutmakta ve olabildiğince yaşayan bir azizeye çevirerek müritlerini de kontrol altına almayı istemektedir.
Düşmanlar her yerdedir ama kimin aslında dost kimin düşman olduğunu sezmek tamamen Alina'nın hissiyatına kalmıştır.
Işığın ona cevap vermemesi ve yer altında kısılı kalması her şeyi daha da berbat etmektedir.
Bu durumdan onu kurtaracak kişiler ise hainlik ile suçlanmaktadır ve Alina bir seçim yapmak zorundadır.

Alina üçüncü büyüteci isterken karşılaşacakları ise onu hayatının en zor kararını vermeye itecektir.
Her şeyin bir bedeli olduğuna göre ödenecek bedeller, sonuçlara değer midir, bunu yaşayarak görecekler.

Malyen ile Alina arasındaki bağ ise bu kitapta açıklığa kavuşacak.
Neden bir araya geldikleri, neden birbirlerinden ayrılamadıkları...

Seri bana göre tam kıvamında sona erdi.
Ben sonundan o kadar memnun oldum ki başka bir son hayal edemedim doğrusu.
Hani derler ya taş gediğine cuk oturmuş.
Sorular cevap buldu, kurgu yerinde çözüldü.

Kesinlikle beğendim.
Seriye başlamamış olup bu yazıyı okuyan varsa en başından başlayabilirsiniz.
Sonuna dek sabrettiğinizde ise değdiğini göreceksiniz.
Tabi bu benim nacizane fikrim :))

Bir seriyi daha bitirmenin mutluluğu ile kendinize iyi bakın diyor ve kaçıyorum.

8 Mayıs 2015 Cuma

Okudum Bitti #62 Kuşatma ve Fırtına

Merhabalar,
Instagram hesabımı açtığımdan beri çok güzel kitap tutkunları keşfediyorum.
O kitaplıklar, kitaplar, taglar...
Dibim düşüyor amiyane tabirle.
Bu gidişle instagram hesabım bookstagram hesabına dönecek :))
Ama çok zevkli gerçekten ve destek olanlara da çok teşekkür ediyorum.

Bugünkü konuğumuza gelirsek:
Kitap Adı : Kuşatma ve Fırtına
Yazar : Leigh Bardugo
Yayınevi : Martı
Baskı : 2014

Bu seriye 2013 Şubat'ında hem de 14'ünde ameliyat olmadan hemen önce hastanede başlamıştım.
Ameliyat sıkıntıları ve evde yatmalar sonucu kitap bir türlü bitemedi ve devam edip etmemeye karar vermek için kitap hakkındaki yorumlara bakmaya başladım.
Blog dünyasını da bu sayede keşfettim ve bir gazla kendi blogumu açtım.

Edit:Ben kitabın yorumunu buldum blogda. Varmış meğersem :))

Buradan ulaşabilirsiniz.

Şimdi ise seriyi bitirdim ve ikinci kitabın yorumuna başlıyorum.

Bu seride beni çok zorlayan bir konu var, önce onu anlatayım sonra yoruma geçeyim.
Kullanılan bazı kelimeler ve yabancı dilin tercümesinin olmaması anlamamı epey zorlaştırdı.
Eragon'da ortaya çıkarılan yeni dilin bile arkada çevirisi vardı.
Bence bu seriye de böyle bir şey gerekliydi.

Alina ve Malyen Karanlıklar Efendisi'nden kaçıp kendilerini karşı kıyılara attıklarında sürekli bir kaçak hayatı yaşayacaklarını anlamışlardı.
Alina bu yeni yerleşim yerinde gücünü kullanamamsından dolayı gittikçe zayıf düşerken Malyen ikisi için de güçlü oluyordu.
Bir yandan da Alina, neden olduğu ölümlerin vicdan azabı ile boğuşuyordu.

Kaçışlar bir gün sona ermek zorundsaydı ama bu şekilde değil.
Alina ve Malyen en çok kaçtıkları insanın ellerine düştüklerinde yaşayacakları yeni korkuları da hizmete ek paket ile almışlardı.

İkinci büyüteç ve Karanlıklar Efendisi'nin emelleri, yeni bir ittifak, yeni bir savaş, Malyen'e duyduğu aşkın sınanması...
Alina bu kez çok daha zor bir durumda.
Gücü nereye kadar dayanacak, kendi nereye kadar dayanacak???

Hikayeye dalan yeni karakterler ve yaşanan olaylar ile kitabın temposu iyi geldi bana.
Kitabın sonuna doğru olacakları merakla bekledim.
İkinci kitap bittiğinde ise hemen üçüncü kitaba başladım.

Yalnız Alina'nın bu can sıkıcı kişiliği beni bezdirdi.
Yani bir insan nasıl ne istediğinden bu kadar emin olamayabilir ki?
Kafasının ise biraz daha iyi çalışması lazımdı bence.

Genel hatları ile iyi bir kitaptı.
Asıl sorunumu başta anlattım zaten.
Seriye başladıysanız devamını da getirmek gerek diye düşünüyorum.
Böylece bu kitabın yorumunun da soruna gelmiş bulunuyorum.
Kendinize iyi bakın.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Tresan Kepeğe Karşı Etkili Şampuan


Merhabalar,
Uzun süre sonra Gliss dışında bir şampuana geçtim.
Gliss şampuan konusunda benim bir tanemdir, kendi içinde seri değiştirerek kullanır dururum.
Ama bu kez biraz daha doğal olsun ve kepeğe, seborait dermatitime daha doğal bir çözüm bulayım diye Tresan'ı deneyeyim dedim.
Peki neler yaşadık birlikte?
Tresan kullananlar bilirler , bu şampuanın tuhaf bir bitkisel kokusu var.
Bu kokuyu pek sevdiğim söylenemez.
Tresanların hepsinin ise şişesi aynı resmen.
Ayırt etmek için üstündeki yazıların farklılığına bakmak gerekli.
Şeffaf bir renge sahip aynı zamanda bu şampuanlar.


İçeriği her ne kadar doğal olsa da yine tabi ki kimyasal içeriyor.
Bir sürü ot var ayrıca içinde :))
Bu kadar ot olunca uzamaya da etkisi olur diye düşünüyor insan.

Kullanım olarak şampuanı masaj yaparak köpürtüyor ve 2-3 dakika bekletiyorum, ardından duruluyorum.
Bu şampuan normalde kepeğe karşı etkili olmasına rağmen ben de kepeği önleme adına hiç bir işe yaramadı.
Bir de her ne kadar bekletiyor da olsam sanki saç derim yeterince temizlenip arınmıyor gibi bir hisse neden oluyor bende.
Bunlar dışında hafif sertlik yaratsa da onu saç serumu, yağı, maskesi ile çözüyorum.

Asıl güzel bulduğum etkisi ise saçların uzaması üzerine.
Benim saçlarım çok yavaş uzar.
Bu şampuanı kullanmaya başladığımdan beri 3 ayda saçlarım normalden daha hızlı uzadı.
Yani bana tek artısı bu oldu.

Bitince tekrar almayacağım.
Mutlaka beğeneni vardır ama maalesef bana göre değil.
Zaten Salicade şampuanımı da aldım, yola başka şampuanlar ile devam ederim.


4 Mayıs 2015 Pazartesi

Bir Kitap Tutkununun İtirafları


Merhabalar,
Bugün size kitap tutkunları/kurtları/bağımlıları, artık adına her ne derseniz, bizim yaşadıklarımızı kendi gözümden anlatacağım.
Instagram hesabıma bakanlarınız varsa özellikle kitap konusunda ne boyutlarda tutkun olduğumu anlayabilirler diye düşünüyorum.

Biz kitap tutkunları hayatlarının farklı evrelerinde farklı davranışlar gösterip farklı tepkiler ile karşılaşırız.
Benim önceden kitap konusundaki davranışlarım biraz değişiklik gösterdi.
Mesela aynı anda birden fazla kitabı okur oldum.

Şimdi bizim durumumuzda olmanın artılarını ve eksilerini sıralayacağım.
Bakalım siz ne diyeceksiniz bu duruma?

ARTILAR
Bir kere çok çok çok fazla şey öğrenebiliyorsunuz, hem de oturduğunuz yerden, farkında olmadan. Kitaptaki ufacık bir bilgi bile bir gün çok işinize yarayabilir.
  • Bir hayatın içine kitap başı en az bir yaşam sığdırabiliyorsunuz.
  • Ne kadar çok okursanız o kadar çok empati yeteneğiniz gelişiyor. Çünkü farklı insanların neler hissedebileceğini zaten kitaplarda yaşayarak öğrenmiş oluyorsunuz.
  • Okuduğunuz kitaplar sizinle aynı kitapları okuyan insanlar arasında bir bağ kurulmasını sağlıyor.
  • Size hediye seçmek isteyenlerin işi çok basit. Bir kitabı al ve hediye et. Eğer okuduysa da sizinle birlikte gidip değiştirebilir o kitabı.
  • Sevdiğiniz kişi de kitap tutkunu ise değmeyin muhabbetin lezzetine. Asla aranızda o malum sessizlikler oluşamaz :P
  • Kitaplarınıza baktıkça kendinizle gururlanıp yüksek dozda zevk hissedebilirsiniz.
  • Dili çok güzel kullanmaya başlıyorsunuz.
  • Hayal gücünüz gelişiyor hem de öyle böyle değil.
  • Kitapçılara girmek ve saatlerce orada huzuru bulmak. Almasanız da olur. Ortam bile huzur için birebir.
  • Geçmişin ve geleceğin hiç ulaşamayacağınız derinliklerine gömülme imkanı veriyor kitaplar. Ayrıca sizi farklı dünyalarda yaşatabiliyor.

EKSİLER
  • Maliyetli bir iş. Kitaba bütçe ayırmanız lazım. Tabi bunun kolayı da var, ücretsiz e-kitaplar var. Ben Fatih Murat Arsal'ı bu sayede keşfetmiştim.
  • Kitap okumayan insanların bu konuda ne kadar hassas olduğunuzu anlamaları çok zor.
  • Siz okurken gelip sizinle muhabbet etmek isteyen, ses yapan ya da sizi eleştiren insanlarla baş etmeniz gerekiyor. Bu yüzden en iyisi yalnız okumak.
  • Bir sonraki okuyacağınız kitabı belirlemeye çalışırken afakanlar basması mümkün.
  • Kitap okumayan ve buna saygı göstermeyen bir sevgili mi? Uzak durun. Tecrübe ile sabittir.
  • Yer sıkıntısı!!! En büyük problemlerden biri. Artık odanıza, evinize sığmamaya başlayabiliyorsunuz.
  • Eğer aileniz çok okumanızdan rahatsız ise yeni alınan kitapları eve sokmak için bin bir türlü yöntem düşünmek zorunda kalabiliyorsunuz. 
  • Çok güzel bir kitabı bitirdiğinizde üzülüp ağlamanız mümkün. Depresyon tehlikesi bile var.
  • Okudunuz kitabın filmi hayalini kurduğunuz gibi çıkmayınca hayal kırıklığı kaçınılmaz.
  • Farklı şekillerde küçümsemelere maruz kalmanız mümkün. Hala elinde kitap olanları entel, gösterişçi, kız/erkek tavlama amaçlı vs. gören bir grup olduğu için ülkemizde.
  • Arkadaşlarınız, sevgiliniz, aileniz kitapçılarda geçirdiğiniz uzun vakitlerden dolayı yakınabiliyor.
  • Kitaplardaki karakterler standartlarınızı yükseltiyor. Evde kalma riski söz konusu :P

Benim aklıma gelen maddeler bu şekilde.
Şaka maka daha neler neler vardır.
Kitaplar candır, alınan soluk gibi bir şey.
Ben bir kitap tutkunu olmaktan gurur duyuyorum.
Üstelik bu blogun ilk açılış amacında da kitaplar söz konusuydu.
O yüzden her kitabın ben de yeri özel ve ayrı.

Bir kitap muhabbetinin daha sonuna geldik.
Yorumlarınızı beklerim.
Kendinize iyi bakın.


3 Mayıs 2015 Pazar

Avon Care Pürüzsüzleştirici Vücut Losyonu

Merhabalar,
Hala lazere devam ediyorum ve bu yüzden vücut nemlendiricilerini su gibi tüketiyorum.
Lazerde en önemli şeylerden biri cildi nemlendirmek sonuçta.
Bu arada epey gelişme kaydettik.
Şimdi vücut nemlendiricisi demişken şu an elimdeki üründen bahsedeyim size.
Avon'un 400 ml'lik kocaman nemlendiricilerinden pamuk ve bal içeren yumuşatıcı etkili olanı karşınızda.
Ben bu ürünü sıkılaştırıcı etkili olanıyla indirimden almıştım.
Sıkılaştırıcı etkisi olan sırasını bekliyor.
Dediğim gibi pamuk ve bal içeriyor bu losyon.
İçeriğini aşağıdaki fotoğraftan görebilirsiniz.



Banyo sonrası ve canım istediğinde kullanıyorum.
Emilim hızı için söyleyeceğim bir bilemediğiniz iki dakika içinde emiliyor.

Emildikten sonra ardında yumuşacık bir cilt bırakıyor.
Pürüzsüzlük, yumuşaklık ve gerçekten o kadifemsi hissi elde edebiliyorsunuz.
Etkisi ise rahat bir gün sürüyor bana göre.
Nemlendirmesi de bana yeterli geliyor.

Avon'un ürünlerinin alerjik reaksiyona neden olduğunu okumuş olabilirsiniz.
Benim lazer uygulanan cildimde herhangi bir irritasyona neden olmadı, onu rahatlıkla söyleyebilirim.
Yani her ürün her ciltte aynı etkiye sebep olmaz.

Kokusu ise hafif ve hemen geçiyor, o bakımdan da sıkıntı yaşatmaz.
Az bir miktarı geniş alanlara yetiyor ve sırf bu yüzden de yavaş bitiyor.
Bereketli anlayacağınız.
Aklıma gelen tüm yönlerini yazdım diyebilirim.

Tavsiye edebilirim ama daha fazla nemlendirme ararsanız da direk Vaseline derim o ayrı.
Kendinize ve cildinize iyi bakın.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Yeni Sosyal Mecralar - Instagram



Merhabalar,
Bu hafta ani bir karar ile blogumun instagram hesabını açmış bulunuyorum :)

cansudan_dunyaya adıyla beni bulabilirsiniz.
Bakalım instagram dünyasında blogum nasıl işleyecek?

Instagram'da özellikle kitaplar üzerine yoğunlaşmak istiyorum.
Ama diğer bakım, kozmetik gibi konularda olacak.
Eğer becerebilirsem günlük makyajlarımı da oradan yayınlamayı düşünüyorum.
Desteklerinizi bekliyorum.

1 Mayıs 2015 Cuma

Oriflame Volume Build Maskara


Merhabalar,
Mayıs'ı yeni bir maskara ile açalım ne dersiniz?

Makyajımı yaparken ben, en çok maskaraları seviyorum ne yalan söyleyeyim.
Maskara gözün görünüşünü, bakışı güzelleştiriyor bana göre.
Sürmeyi unuttuğumda ise makyajım olmamış gibi hissediyorum.
Şimdi böyle bir maskara canavarı olunca elimden de yığınla maskara geçiyor.

Bugün de alıp bitirme projesi sayesinde düzenli kullandığım bir maskara olan Oriflame'in Volume Build Maskarası var karşınızda.


Kıl fırçaya sahip bir maskara kendisi.
Ben en çok kıl fırçaları sevdiğim için ilk baştan artıyı kazanıyor bu sayede.
Fırça dizaynı biraz farklı.
360 derece düşünün, bunun 180 derecesi bir dolu.
Sonra sağ ve soldan 60 derece boş, ortada 60 derece dolu.

Aşağıdaki fotoğraftan ne demek istediğimi anlarsınız bence.
Ben her ne kadar karışık anlatmış olsam da :)
Dolu olan kısımların fırça sıklıkları da dizilişleri de farklı.

Bu maskarayı sürdüğümde önce o 180 derecelik kısmını kullanıyorum, ardından da 60 derecelik kısmını.
Bir kat sürdüğümde çok bir etkisi olmuyor.
Yaptıkları boyamak, azıcık uzatmak şeklinde oluyor.
Bakınız alttaki resim.

İkinci kata geçtiğimde ilk kata nazaran azıcık da dolgunluk efekti katıyor.
Ben maskarada önce dolgunluk aradığım için bu bakımdan bana göre sınıfta kalıyor.
Onun dışında uzatma ve boyama bana pek bir şey ifade etmiyor.

Bunların yanında kalan özelliklerine gelirsem;
Akma olayı çok çok az. 
Yani sabah 6 da yaptığım makyaj haliyle akşam 7'ye kadar hiç akmadan kalamaz.
Ama bir çok maskaraya göre akma miktarı tolore edilebilecek kadar düşük düzeyde.
Dökülme gibi bir sıkıntı da yaşamadım.
Çıkarması kolay, su şeklindeki makyaj temizleyicilerde çıkıyor.
Tüp içi kuruma gibi bir sorunu hiç yok.
Kurusa kurudu deyip atacağım da yok valla bana mısın demiyor.
Zaten Oriflame'in kaç maskarasını denediysen sırf kurudu diye attığım hiç olmadı.
Kurumaya en çok yaklaşan The One serisinin maskarası oldu, o da formülü yoğun zaten.
Fırçası bulaştırmaya meyilli değil, düzgün sürünce hiç bulaştırmadığım anlarım oldu.
Bir de kirpiklerde kuruma hızı orta, ikinci katı geçene dek kurumuş olmuyor ben de genellikle.

Bakınca genel olarak iyi bir maskara.
Dediğim gibi benim dolgunluk beklentimi karşılamadığı için tekrar tercih etmem.
Onun dışında alınabilecek bir maskara derim.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...