4 Ekim 2017 Çarşamba

Neler Oluyor Hayatta :)


Selamlar,
2017 senesi benim için olabilecek en karmaşık ve zorlayıcı şekilde geçerken ne blog ne instagramımla ilgileniyorum artık.
Hayatımı bir düzene sokabilirsem belki yeniden bir şeyler yapabilirim.
Aklımda farklı farklı fikirler dönmüyor değil.

Bugün ise son durumlar nedir paylaşmak istedim.

Haziran ayında paylaştığım minimalizm adına fazlalıklardan kurtulma çalışmam da aslında epey yol aldım.
Kullanmadığım makyaj malzemelerinden kurtuldum, diğer ürünleri baya baya bitirdim.
Kitaplar ise en büyük derdim şu an.
Çünkü kitap okumak artık ikincil önceliğim oldu.
Ama hala güzel ve ilgimi çeken bir kitap olursa alıyorum, sadece eskisi kadar fazla sayıda değil.


Şu fotoğraftaki yıldızlı ürünlerin hepsi bitti gitti.
Diğerlerini ise kullanmaya devam. Biten yüz yıkama jelimin ve deodorantımın yerine yenisini aldım o kadar.

O kocaman makyaj malzemesi yığınından kalanları ise ayrı bir fotoğraf olarak çekip bu yazıya eklerim daha sonra.

Kitaplarda ise okunacaklara ait yeni bir liste paylaşacağım bu yazının hemen ardına.

Bunlar dışında ne yapıyorum.
O'nsuzluk artık dayanabileceğim bir seviyeye geldi, sanırım.
İşletme açıköğretim okumaya başladım.
İngilizce öğrenme çabalarım son sürat devam ediyor.

Hayatım bir çok parçaya bölündü. Yine de keyif alıyorum.
Yaşanacak daha çok güzel günler olacak.

Bir de size son zamanlarda sıklıkla takip ettiğim blogları bırakacağım ki göz atın.
Nabrut Fındıllıoğlu
https://mushaboom8.com/
https://kucukilhamkutusu.com/
http://onerimakinesi.blogspot.com.tr/

Görüşmek üzere.
Kendinize iyi davranın.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Kırmızı Pazartesi - Bir Cinayetin Ayak Sesleri




Kitap Adı : Kırmızı Pazartesi
Yazar : Gabriel Garcia Marquez
Yayınevi : Can Yayınları
Merhabalar,

Çok uzun süredir Nobel ödüllü bir kitap okumamıştım hatta o kadar uzun süre oldu ki acaba hiç okudum mu diye düşünüyorum, hatırlayamıyorum.
Okumadıysam da başlangıcı gerçekten efsane diyebileceğim bir kitapla yapmışım demektir.

Şimdi size bir cinayetin nasıl göz göre göre gerçekleştiğinden bahsedeceğim.

Bir cinayet ki resmen geliyorum diye yaygara koparıyorken bunu bilen bir toplum kör sağır dilsiz rolüne bürünerek gerçekleşmesine bir nevi katkıda bulunuyor aslında.

Düşünün, bir cinayetin ayak sesleri devleşip gürlerken ölecek kişiyi tanıyan bilen herkes, engellemek yerine sadece büyük bir kabullenişle sanki zaten önlerinden bir ölü geçiyormuş gibi davranıyorlar.

Cinayetin sebebi ise çok şaibeli. Ben okurken inanmadım, hiçbir şekilde mantıklı gelmedi. Ölen kişi gerçekten üstüne yıkılan suçu işlediği için mi öldü yoksa başka bir sebep, intikam, hırs vb için mi kurban edildi bilemedim.

Kitabın en büyük soru işareti de bu oldu bence.

Ve kurbanın ölümünden sonraki olanlar... Ölen bir insanı tekrar öldürmek kadar acımasızca bir saygısızlık içeriyordu. O yüzden ölüm sonrası yapılanlarda bile art niyet arar oldum okurken.

Sanki her şey kağıt üstünde planlanmış, cinayet ve sonrası o düzende gerçekleşmiş gibi bir his bıraktı bende.

Kırmızı Pazartesi'yi okurken neden Nobel Ödülü'ne layık görüldüğünü anlayabiliyorsunuz. Kısacık bir cinayet romanı size, içinde toplumsal yargıları sorgulatacak bir anlatım ve kurgu sunuyor. O yüzden bu kitabı alıp okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum :)


7 Ağustos 2017 Pazartesi

Hayatımın Değiştiği O An


Merhabalar,

Tekrar ortadan kaybolduğumun farkındayım. Devamlılık sağlayacaktım ve yapmadım. Aslında bu başlık da çok farklı bir konu için atılmıştı ama sanırım 25 yaşım bana hayatımı değiştirecek anlar sunma konusunda fazlasıyla cömert olmaya karar vermiş durumda.

Her şey 28 Haziran 2017'de oldu.

O gün ben 25 yıllık hayatımda ruhumu kendi elleriyle yazmış, her bir kelimemi çok iyi bilerek okuyan kişiyi Rabb'imin yanına yolladım.

Hayatımda ilk defa böyle birini tanımış, arkadaş olmuş ve sevmişken O'nu Rabb'ime teslim ettim. Aniden, ortada hiçbir şey yokken.

Açık olacağım. İlk anlarda deliriyordum. Gerçekten acım o kadar büyüktü ki deliriyordum. Hani Poyraz Karayel'de Poyraz Ayşegül'ü kaybedince kendini de kaybetmişti ya, işte öyle... Şimdi o sahneleri boğazım düğümlenmeden izleyemiyorum. Gözümden bir damla yaş firar etmeden...

İnsanların neden çok sevdikleri birini kaybedince ölmek istediklerini anladım acım sayesinde. Çünkü bazı acıların çözümü insanın gözüne o an ölüm gibi görünüyor. Acımı dindirecekse öleyim diyor insan.

Ama şu da var ki inanıyorum, Rabb'im O'nu belki de daha kötü şeylerden korumak için yanına aldı. Artık daha huzurlu olması için...

Çalıştığı yere gittim, arkadaşlarıyla konuştum, mezarının başında dua ettim. Çünkü ben onu son kez görememiştim. O Rabb'imin yanına gittiğinde ben yanında değildim, saatlerce uzakta bir şehirdeydim.

Ve ilk defa birine duygularımı açarken sarf ettiğim "Sonunda ölüm de var. İçimde kalacağına bil, hisset." sözüm gerçeğe dönüştü. Hiç olmazsa O'nu sevdiğimi bilerek... Ben sevgimi paylaşarak...

Şimdi daha iyiyim. İyi olmalıyım. O güçlü olmamı seviyordu. Onun sevdiği gibi güçlü olma vakti. Acımı yaşadım, akıttım, arada yine gözlerim doluyor, boğazım düğümleniyor. Ancak artık güçlü olma ve yaşama vakti.

Arada bu yayının altına notlar düşerim. Hatırlarım. Hatırlatırım.

Şimdi...

Şimdi yaşama vakti...


10 Haziran 2017 Cumartesi

Tüfek, Mikrop ve Çelik - Bir İnsanlık Tarihi Serüveni


Merhabalar,

Kitap yorumlarıma geri dönmenin vakti geldi. Elimden geldiğince okur okumaz yorumlarımı yapıp bir düzen oluşturmak istiyorum. Bunu aynı zamanda instagram hesabımda da yapacağım için isterseniz oradan da takip edebilirsiniz.
İlk yorumlamak istediğim kitap Tüfek, Mikrop ve Çelik. Yalnız yorumlarım artık kitaplarla ilgili söylemek istediğim her şeyi içerecek, yani spoiler gibi şeyler de olabilir.




Kitap Adı : Tüfek, Mikrop ve Çelik
Yazar : Jared Diamond
Yayınevi : Tübitak

İnsanlık tarihi avcı/toplayıcı yaşamdan yerleşik yaşama geçiş, ateşin bulunması, yazının bulunması gibi kritik dönemeçler içerir. En azından bize daima söylenenler bu yöndedir. Ancak genellikle fark etmediğimiz ya da sormayı göz ardı edebildiğimiz bir durum söz konusudur insanlık tarihinde. Biz, en azından ben, hep sanki tüm dünya aynı anda bu dönemeçleri yaşamış gibi düşündüm uzun süre, hatta bu kitabı okuyana dek. Hiç Amerika'nın, Avustralya'nın keşfinden önce orada yaşayanların hayatı nasıldı? Aslında nasıl aynı anda bu dönemeçleri yaşadılar muhakeme etmedim. Sanırım biraz da konuya ilgisizliğimden kaynaklandı bu durum. Ama Tüfek, Mikrop ve Çelik'i okuduğumda ilk fark ettiğim şey, insanlığın bu çok önemli görülen dönemeçlerini farklı farklı zamanlarda aştığı oldu.

Evet. Afrika, Asya, Amerika, Avrupa ya da Avustralya... Tüm bu kıtalar aslında farklı zamanlarda farklı şartlarda yerleşik yaşama geçiş, ateşi bulup kullanma ya da yazıyı icat etme/kullanma özellikleri göstermektedir.

Araştırmalara bakıldığında yazının Sümerlerde icat edildiğini biliyoruz. Ama farklı bölgelerde Sümerlerin icat ettiği yazıdan çok daha bağımsız kurallar ve özellikler içeren yazılar da icat edildi. Örnek olarak daha iyi anlaşılabilmesi açısından günümüzdeki haliyle latin alfabesi ile çin alfabesini gösterebiliriz.
Ve düşünün. Tarihte birileri oturup uzun uğraşlar sonucunda sesli ifade ettiklerini yazılı ifade edebilmenin yollarını arıyor ve buluyor. Eski metinlere bakıldığında ilk başta daha çok idari işlere yönelik kayıt tutma amacı öne çıkıyor. 

'Sezar 3 koyun' 

Fiil dediğimiz sözcük yok, duygusal bir içerik yok, alacak-verecek bildirimi yok. Sadece adı geçen kişi + miktar + mal cinsi mevcut. 
Yazı bu aşamadan şu an size bu fikirleri, bilgileri ulaştırabildiğim en karmaşık hallerinden birine ulaşmış durumda. Bu o kadar da basit değildir. Hele ki Türkçe gibi bir dili düşünürseniz.

Yerleşik yaşama geçmekten bahsettik. Günümüz de baktığımızda dünya üzerinde hala yerleşik yaşama geçmemiş insanlar da var, bilmem farkında mısınız? Hatta git gide yerleşik yaşamın temel kıstası olan üreticilerinden değilsek ki burada özellikle tarımdan bahsediyorum, yeniden bir göçebeliğe evrilme söz konusu. Evlerimize neredeyse uyumak için uğrar olduk. Çalışırken de işin gereği doğrultusunda sık sık yer değiştirenlerimiz mevcut. Konuyu dağıttım, geri topluyorum.
Yerleşik yaşama geçiş topluluklar için farklı zamanlarda gerçekleşmiş. Amerikan yerlileri, Asya-Avrupa-Afrika toplumları ya da Avustralya'daki yerliler farklı zamanlarda yerleşik yaşamı benimsemişler. 

Peki neden?
Bunun çok çeşitli cevapları var. Yaşadıkları coğrafi bölgeler ve iklim kiminin yerleşik yaşama geçişini zorlaştırırken kimininkini kolaylaştırmış. Tabi tarım ve hayvancılık adına bitki ve hayvanların evcilleştirilme süreçleri bu konuda en önemli unsur diyebiliriz. 
Şu an yediğimiz mısırın ilk atalarından çok farklı ve çok daha az besleyici olduğunu söylersem size ne demek istediğimi anlarsınız sanırım. Her yerde yetişemeyen bitkiler, onları ekip bekleyip daha sonra hasat edip ve onlardan beslenerek hayatta kalabileceğini bilmeyen insanların insiyatifindeydi gibi bir şey söz konusu. 
Hayvanlar ise bambaşka bir konu. Yabani koyunlar, inekler ya da şu an yediğimiz her türlü evcil yani bunun için özellikle yetiştirilen hayvanlar, vahşi doğalarından zamanla ve sabırla evrilerek insana daha faydalı hale geliyor. Ayrıca atlar evcilleştirilerek saldırı ve savunma amaçlı kullanılıyor.
Bunların hepsi de yerleşik yaşama geçişi etkiliyor.

İnsanlık tarihinde virüslerin ve salgın hastalıkların da hiç bilmediğimiz rolleri var.

Önemli sorulardan bazıları da şunlar : 
  • Neden Amerika yerlileri Avrupa'yı keşfedip egemenlik altına almadı da tam tersi oldu?
  • Amerika yerlileri sayıca çok üstünken nasıl Avrupalılar onları yenebildi?
  • Ve şaşırtıcı gelse de insanlığın gelişmesinde en önemli başlangıçlar Bereketli Hilal denilen bugünün İran, Irak, Afganistan gibi bölgelerini kapsayan bir coğrafyada gerçekleşmişken, saydığım bölgeler şimdiki durumlarına nasıl geldi?
  • Toplumların siyasal birliği insanlık tarihi için faydalı mı zararlı mı?
Size bu kitapla ilgili ön gösterimi yaptım. Merakınızı cezbettiğimi de düşünüyorum. Artık neyin ne olduğunu okuyup öğrenmek size kalmış.

Bu şekilde yorumlayabileceğim kitaplar için yeni yorum şeklim böyle olacak. Kendinize iyi bakın.


9 Haziran 2017 Cuma

AFFETMEK...Gerçekten Affetmek


Merhabalar,

Affetmek nedir biliyor muyuz? Peki ya olgunluk?

Karşınızdaki kişi size hayatınızın acısını yaşatırken susmak... 
Hayır aslında susmamak ama onun seviyesine inmeden.

Bunlar ne kadar göreceli ve soyut ifadeler değil mi?
Bu yazıyı okuyan bir çok kişi uzaktan konuşmak kolay, yaşa da göreyim diyebilir.
Haklılar. Ama unutulan bir şey var.

Ben siz değilim.

Ve sizin o anda yaşadığınızı sizin yerinizde, sizin birikiminizle, sizin hislerinizle, düşüncelerinizle yaşamadım, yaşamıyorum, yaşamayacağım.

Ben sadece kendi hayatımı yaşıyorum ve kendi hayatımdaki şekliyle deneyimliyorum her şeyi.
Evet deneyimliyorum.

Sonuçta hayat onu nasıl yaşadığınızla, deneyimlerinizle alakalı değil midir?
Benim hayatım öyle en azından.

Çok değil dün gece, siz bunu okurken 1 hafta önce, hayatımdan geçip gitmiş, eskimiş biri aradı.
Açmayacağım telefonu o an açıverdim.
Ve...
Karşımdaki ses : 'Beni affediyor musun?' diye sordu.

Cevap veremedim o an.
Vicdanım bile sessiz kalmıştı çünkü.

Tekrar sordu.
'Beni affediyor musun?'

Düşündüm. 
Canımı unutamayacağım kadar yakan birini affediyor muydum?

İçime döndüm baktım. Gerçekten onu affedebilir miydim? Affedip kendimi de onu da özgür bırakabilir miydim?
Ve fark ettim ki o an o telefon konuşmasında aslında hiçbir şey hissetmiyordum, o kişi benim için artık herhangi biri olmuştu.

'Affediyorum' dedim.

'Suçluyum, ben iyi bir insan değilim, herkes öyle sanıyor ama değil...' derken o 'Ben seni en iyi tanıyan insanlardan biriyim, bana anlatmana gerek yok.' dedim. Çünkü artık onu herkesten iyi tanır olmuştum.

12 senedir tanıdığım kişi, hayatımın kazığını atmış ve şimdi af dilerken ben onu tanıyordum ve affedebilmiştim.
Hani derler ya zaman her şeyin ilacıdır diye.
Her şeyin olmasa da bazı şeylerin ilacıymış evet. Ben bunu fark ettim.

Hayat işte...

Yaşayarak öğreniyorum, yaşayarak birikiyorum.

8 Haziran 2017 Perşembe

Fazlalıklara Veda - Kişisel Bakım


Merhabalar,

Projenin kişisel bakım ürünlerinde aslında olayım stoklama mantığı. Evet, indirimde bulduğumda stokladığım için elimde yer kaplayan ve kullanılmayı bekleyen bir sürü ürün var. Bunlardan bitmeden atmam gereken yok neyseki. Yıl sonuna dek hem düzenli kullanmam hem de bitince yerine yenisini almama direkt o an gerek kalmayacağı için elimden çıkarmama gerek olduğunu düşünmüyorum.

Böyle böyle acaba yanlış mı yapıyorum? Bilmiyorum ki. Ben daha çok yeniyim sadeleşme konusunda. Ama madem para verdim ve kullanacağım ki bitirmesi nispeten kolay ürünler vermek yerine kullanıp bitirmek daha mantıklı olmaz mı sizce de? Sadece stok yapmayı bırakmam yeterli olacaktır, değil mi?

Gelin bakalım neler var elimde?


Şimdi baktığınızda 2 adet yüz kremi, 6 adet yüz maskesi, 3 adet parfüm, 3 adet Garnier Çift Bazlı makyaj temizleyici, 3 adet vücut kremi, 2 adet diş macunu, 3 adet el kremi ki aslında 4, biri iş yerinde, 2 adet de yüz yıkama jeli.

Stok yapmanın çok güzel bir örneğiyim resmen. Peki ne yapacağım?

Burada gördüklerinizin epey kısmını 31 Aralık 2017 ye kadar düzenli kullanımla bitirebilirim ve o sırada yenilerini almama gerek kalmaz. Param da cebimde durur. Ne dersiniz? 

Sadeleşmek istiyorum ve bu arada da yeni bir şeylere para vermeden sadeleşmeyi tercih ediyorum. Bunlar bittiğinde sadece ihtiyacım olanı almam yeterli olacaktır, stok yapmadan.

Hem düzenli kullanmadığım için bitmeyen ya da faydasını göremediklerimin de faydasını görebileceğim diye düşünüyorum.
Eski Bitirme Projelerine benziyor değil mi?
Aslında mantık aynı. Ben sadece madem aldım, düzenli kullanımla bitirerek sadeleşmeyi seçiyorum. Bittiğinde yenilerine yer açılsın diye değil. Çünkü belki de bunlar bittiğinde aslında ihtiyacım olmayan şeyleri almaktan da vazgeçeceğim.

Bakalım nasıl olacak :)

7 Haziran 2017 Çarşamba

Fazlalıklara Veda - Kozmetik


Merhabalar,

Projemin 2. konusu olan kozmetik yazısına hoşgeldiniz.
Bugünkü yazımda size fotoğraflarıyla kozmetik bağımlılığımın boyutlarını göstereceğim. Gerçekten ilk fotoğrafa baktığınız da nasıl bir bağımlılık olduğunu çok rahat anlayacaksınız ki bu küçülmüş hali. Normalde çok çok daha fazla ürün vardı. Bir çoğunu kullanabilecek kişilere dağıttım. Kalanlar bunlar, ki bunlar da yine çok fazla aslında.

Peki neden, nasıl, ne zaman?

Daha önce bahsettiğim gibi blogumu daha aktif kullanırken inanılmaz bir kozmetik alışverişi yapmaya başlamıştım. Aldıkça alıyor, kullanıyor ama tabi ki tüketme hızım, alma hızımı geçemediği için git gide birikiyordu ürünler elimde.
Yani neredeyse hiç kullanmasam da bb kremim, önceden gözaltı morluklarımdan rahatsız olduğum için sürekli kullandığım kapatıcılarım, aman yüzüm parlamasın diye kullandığım pudralarım vardı.
Sonra baktım ki ben özellikle bu cilt ürünlerini kullandıkça gözüm o görüntüye alışıyor ve ben onlar olmadan kendimi beğenmemeye başlıyordum. O zaman bir dur demeye karar verdim.
Ben kendimi beğenmezken mutlu olamazdım. Ayrıca cildime verdiğim zarar da cabası.

Karar verdim ve makyajda cilt ürünlerimden vazgeçtim. Hala maskara, far, göz kalemi ya da ruj kullanmayı seviyorum. Ancak bu demek değil ki onlar olmadan mutlu olamam. Oluyorum. Makyajsız işe gittiğimde insanların hasta gibi göründüğümü söylemesi artık umurumda değil. Ben makyajı sadece kendim için yapıyorum. İster yaparım ister yapmam. Ve elimdeki bir dolu ürün de şimdi istediğim zamanlar için araç.

Gelin ürünlere bakalım ve öyle devam edelim konuşmaya.


Şimdi yukarıdaki fotoğrafa bakıp da bir 'Hiiii!!! Ne çok şey var!' demeyen var mı? 
Ben bile ortaya bu şekilde dökünce 'Hey maşallah... Acaba bir maaş yatıyor mu burada?' diye düşündüm açıkçası.
Ve sanırım cevap: Bir maaş olmasa da ona yakındır.

Peki ne yapacağım?
İlk olarak artık almayacağım. Yani çok kullanıp da bitince yedeği olmayan kozmetik ürünüm yok şurada. Hele ki o kalemler... 
Bir ara deli gibi göz ve dudak kalemi almışım. 
Rujlar deseniz birbirine yakın tonlarda hep ve maskaralar... Yegane aşkım maskaradır.

Eylem planında ikinci sırada verebileceklerimi vermek var derdim ama öyle değil. Bu gördükleriniz verdikten sonra elimde kalanlar. Almadan gittiği yere kadar kullanıp devam edeceğim. Özellikle maskara almayacağım. Çünkü sanırım buldum ben aradığımı :)

İkinci sırada düzenli kullanımla bitirebileceklerim var, onları bitirmek olacak. Ve sanırım ömür boyu yetecek ürünler de var. Artık kozmetiğe para yatırmama gerek kalmadı :)

Bir de size daha yakından bazı şeyleri göstereceğim.

Bu gördükleriniz dudak ürünlerim.
Dikkatinizi çekti mi? Hep birbirine yakın tonlar.
Peki neden?
Çünkü aslında zevklerimiz bellidir. Sadece heveslerimiz bizi farklı şeylere yönlendirir. Bu yüzden de aldıkça alır ve aynı renk rujdan bir sürü olmasına neden oluruz. Aslında ihtiyacımız yoktur.
Ama bunu sadece maddesel şeyler için söylüyorum.

Sizi ileriye taşıyacak ve para harcayarak sahip olduğunuz maddesel deneyimlerin dışındaki, mesela bir gezi için hiç bilmediğiniz bir yere gitmek gibi durumları konu dışı tutuyorum.

Tekrar dudak ürünlerine dönersem, aynı tonda olan rujların bir kısmını elimden çıkarabilirsem çıkarıp geri kalanlarla yoluma devam edeceğim sanırım. Ve tabi ki yeni ürün almak yok.


Evet 6 tane maskaram var ve farkındayım.
Şu an sağdan 2. ve 3. yü sürekli kullanıyorum. Önce onları bitirip ya da 6 aylık sürelerinin dolmasını tamamlayıp, ki 2 ay felan kaldı, seçeceğim sonraki ikiliye geçeceğim.
Yenisini almak yok.


Dudak kalemi kullanan birini bulursam direkt vereceğim bir çoğunu.
Gerçekten.
Göz kalemlerinden ise bitirebileceklerimi bitireceğim önce.
Sene sonuna dek ne kadarıyla vedalaşabilirim bakalım.


Üstteki ve alttaki farlara dikkat ettiyseniz hep aynı ya da benzer tonlar.
Bu tonlar da kullanacak birilerini bulduğumda bir kaçını elden çıkaracağım.
Onun dışında neredeyse hepsi çok yeni, yani son kullanma tarihleri geçmedi bunların.


Kozmetik ciddi bir bağımlılık yaratır, benden söylemesi.
Bu fotoğraflar ise kanıtı.
Aman dikkat.

Bu konuda da sene sonuna dek neler yapabilirim göreceğiz.

Yarın kişisel bakım ürünleriyle devam edeceğiz. Görüşmek üzere.

6 Haziran 2017 Salı

Fazlalıklara Veda - Kitap


Merhabalar,

Proje ismi Fazlalıklara Veda olsa da kitaplar benim için hiçbir zaman fazlalık değildir, öncelikle bunu belirteyim. Kitaplar konusunda asıl amacım 2017 sonuna dek hiç yeni kitap almadan elimdeki okunacak kitaplarımı azaltmak.

Kaç kitabın olabilir ki? Derseniz şu anki sayı 130. Tam tamına 130 adet okunmayı bekleyen kitabım var. Yaklaşık 700 kitaplık kütüphanesi olan biriyim, lütfen öyle değerlendirelim :)

Size okunacak kitaplarımın listesini aşağıdaki vereceğim. Listede seri olan ve devam kitabı çıkmasına rağmen henüz almadığım kitaplar da var. Kendimi tutabilirsem de en azından Ocak'taki Çukurova Kitap Fuarı'na dek de almayacağım. Diğer kitapları okuyacağım onun yerine.

Nasıl bu hale geldiğimi de anlatayım size. Instagram'da bizim bookstagram adını verdiğimiz bir hesabım var. Orada kitap yorumları, tagler, alıntılar vb. şeyleri paylaşıyorum. Ancak bu arada gördüğüm o güzel bir çok kitabı almak istediğim için ve hatta ala ala da okunacak kitaplar bu kadar birikti. Aynı isimli hesaptan instagramda da takip edebilirsiniz diye bir reklam gireyim hemen.

Başta da dediğim gibi amaç yeni kitap almadan okunacak kitapları azaltmak. Bitiş tarihi  31 Aralık 2017 verdim ancak bu kadar kitap 2018 sonunda ancak biter muhtemelen :) Ama yılmak yok, olabildiğince okuyup seneye için listeyi azaltırım ben de.

Gelelim o listeye.

Haziran 2017 itibariyle Okunacak Kitaplarım : 
  1. Simyacı - Angie Sage - Altın
  2. Arayış - Angie Sage - Altın
  3. Kaçış - Angie Sage - Altın
  4. Kutup Yolcusu - Clive Cussler - Altın
  5. Bizim Gizli Bahçemiz - Nermin Bezmen - Altın
  6. Kosmoz - Carl Sagan - Altın
  7. Savaş Tanrıları - Ted Bell - Altın
  8. Piraye - Canan Tan - Altın
  9. Kız Kardeşim İçin - Jodi Picoult - Aprıl
  10. Yıldız Tozu - Priscille Sibley - Arkadya
  11. Vampir Günlükleri Kurtuluş 2 - L. J. Smith - Artemis
  12. Vampir Günlükleri Kurtuluş 3 - L. J. Smith - Artemis
  13. Vampir Günlükleri Kökler - L. J. Smith - Artemis
  14. Mekanik Melek - Cassandra Clare - Artemis
  15. Mekanik Prens - Cassandra Clare - Artemis
  16. Mekanik Prenses - Cassandra Clare - Artemis
  17. The Magic - Rhonda Byrne - Artemis
  18. Sessizler - Michelle Read - Artemis
  19. Veba Yılı - Jeff Carlson - Arunas
  20. Veba Savaşı - Jeff Carlson - Arunas
  21. Veba Bölgesi - Jeff Carlson - Arunas
  22. Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez - Can
  23. Çi - Akilah Azra Kohen - Destek
  24. Pi  - Akilah Azra Kohen - Destek
  25. En Güzel İsimler Allah'ındır - Uğur Koşar - Destek
  26. Agafya - Ertürk Akşun - Destek
  27. Vahşi - Sally Green - Dex
  28. Aşk ve Gurur ve Zombiler - Jane Austen - Domingo
  29. Aşk Her Şeyi Affeder Mi - Burcu Büyükyıldız - Ephesus
  30. Şimdi Benimsin - Güneş Demirel - Ephesus
  31. Şeytan Tüyü - Julie James - Ephesus
  32. Yakın Mesafe - Julie James - Ephesus
  33. Vahşi Tutku - Osman Aysu - Ephesus
  34. Asi Yürek - Moira Young - Ephesus
  35. Yeşil Cennet - Moira Young - Ephesus
  36. Schindler'in Listesi - Thomas Kenneally - Ephesus
  37. Kaos  -  Sayılar 2  - Rachel Ward - Epsilon
  38. Elveda Güzel Vatanım - Ahmet Ümit - Everest
  39. Aklın Uçuşları Leonardo Da Vinci - Charles Nıcholl - Everest
  40. Benim Uzak Yıldızım - Amie Kaufman - Meagan Spooner - Go
  41. Parçalanmış Dünyam - Amie Kaufman - Meagan Spooner - Go
  42. Ölüm Adası - John Dixon - Go
  43. Akıl ve Tutku - Jane Austen - İş Bankası
  44. Northanger Manastırı - Jane Austen - İş Bankası
  45. Romeo ve Juliet - William Shakespeare -İş Bankası
  46. Antonius ve Kleopatra - William Shakespeare -İş Bankası
  47. Ütopya - Thomas More - İş Bankası
  48. Sefiller 1- Victor Hugo - İş Bankası
  49. Sefiller 2- Victor Hugo - İş Bankası
  50. Anna Karenina - L. N. Tolstoy - İş Bankası
  51. Sineklerin Tanrısı - William Golding - İş Bankası
  52. Deniz Feneri - Virginia Woolf - İş Bankası
  53. Otomatik Portakal - Anthony Burgess - İş Bankası
  54. Ermiş - Halil Cibran - İş Bankası
  55. Buzların Sfenksi  -  1 - Jules Verne - İthaki
  56. Buzların Sfenksi  -  2 - Jules Verne - İthaki
  57. Doktor Moreau'nun Adası - H. G. Wells - İthaki
  58. Ada - Aldous Huxley - İthaki
  59. Kralların Merhameti - Ken Lui - İthaki
  60. Üç Cisim Problemi - Cixin Lu - İthaki
  61. Adalet - Ann Leckie - İthaki
  62. Kudret - Ann Leckie - İthaki 
  63. Mezarlık Kitabı - Neil Gairman - İthaki
  64. Algernon'a Çiçekler - Daniel Keyes - Koridor
  65. Anlatmak İçin Yaşa - Lisa Gardner - Martı
  66. Korkuya Yer Yok - Lisa Gardner - Martı
  67. Sessiz Çığlık - Lisa Gardner - Martı
  68. Piyonun Son Hamlesi - Lisa Unger - Martı
  69. Duygusuz - Sara Shepard - Martı
  70. İyi Kız - Mary Kubica - Martı
  71. Toz -Sam Hawksmoor  - Martı
  72. Gölge - Sam Hawksmoor - Martı
  73. Ateşli - Sara Shepard - Martı
  74. Dayanılmaz - Sara Shepard - Martı
  75. Duygusuz - Sara Shepard- Martı
  76. Efsunlu Adamlar Kod Adı : Cambaz - Merve Akıncı - Müptela
  77. Annemin Gelini Olur Musun? - Özlem Öztürk - Müptela
  78. Sevgili Gelecekteki Kocam - Zeynep Değirmenci - Müptela
  79. Kimliksiz - Selvi Atıcı - Müptela
  80. Gitme - Selvi Atıcı - Nemesis
  81. Kalbim Sende Kalmış - Selvi Atıcı - Nemesis
  82. Pinokyo'nun Rüyası - Selvi Atıcı - Nemesis
  83. Aşk Seni Bulursa - Rachel Gibson - Nemesis
  84. Leyl - Jale Demirdöğen - Nemesis
  85. Hayal -Jale Demirdöğen - Nemesis
  86. Normal - Jale Demirdöğen - Nemesis
  87. Pelikan Çıkmazı - Debbie Macomber - Novella
  88. Gül Ağacı Sokağı - Debbie Macomber - Novella
  89. Deniz Feneri Yolu - Debbie Macomber - Novella
  90. Kıvılcım - Amy Kathleen Ryan - Olimpos
  91. Yapay Düş - Beth Revis - Olimpos
  92. Aklını En İyi Şekilde Kullan - Tony Buzan - Olimpos
  93. Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken - Parodi
  94. Buz Kapanı - Alexandra Bracken - Parodi
  95. Ateş Çemberi - Alexandra Bracken - Parodi
  96. Karanlığın İçinden - Alexandra Bracken - Parodi
  97. Yolcu - Alexandra Bracken - Parodi
  98. Fısıltı - Becca Fitzpatrick - Pegasus
  99. Gümüş Gözyaşları - Kristin Hannah - Pegasus
  100. Genç Elitler - Marie Lu - Pegasus
  101. Sabah Yıldızı - Pierce Brown - Pegasus
  102. Cam Kılıç - Victoria Aveyard - Pegasus
  103. İstanbul Depremi - Nejat Turhan - Romanevi
  104. Tespih Ağacının Gölgesinde - Harper Lee - Sel
  105. Aşk Yolunda Adım Adım  - Emrah Altuntecim – Timaş
  106. En İyi İlacı Ararken - Arthur Bank - Tübitak
  107. Saklı Gerçeklik - Brian Greene - Tübitak
  108. Petrol, Su ve İklim - Catherine Gautier - Tübitak
  109. Denizlerde Bilimin Peşinde - Ellen Prager - Tübitak
  110. Süpersimetri - Gordan Kane - Tübitak
  111. Tozun Gizli Hayatı - Hannah Holmes - Tübitak
  112. Sismik Etkinlikler - Nicolas N. Ambraseys - Tübitak
  113. Tüfek, Mikrop ve Çelik - Jared Diamond - Tübitak
  114. Atatürk, Bilim ve Üniversite - Metin Özata - Tübitak
  115. Uzay Ansiklopedisi - Mike Goldsmith - Tübitak
  116. Yerküre Sulara Gömülürken - Peter D. Ward - Tübitak
  117. Altın Oran ve Fibonacci Sayıları - Richard A. Dunlop - Tübitak
  118. Enigma - Süleyman Sevinç - Tübitak
  119. Hava Uyanıyor - Elise Kova - Yabancı
  120. Başmeleğin Öpücüğü - Nalini Singh - Yabancı
  121. Ateş - Paula Weston - Yabancı
  122. Gölgeler - Paula Weston - Yabancı
  123. Işıltı - Paula Weston - Yabancı
  124. Sis - Paula Weston - Yabancı
  125. Kral Katili - Virginia Boecker - Yabancı
  126. Hesaplaşma - Elle Kennedy - Yabancı
  127. Harrry Potter ve Lanetli Çocuk - J. K. Rowling - YKY
  128. Yaşamın Ucuna Yolculuk - Tezer Özlü - YKY
  129. Ödeşmeler ve Şahmeran Hikayesi - Tomris Uyar - YKY
  130. Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey - Mine Söğüt - YKY
Başlıyoruz bakalım. İlk konu hayırlı olsun.

Yarınki başlığım da Kozmetik. Yarın görüşelim.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Hayatımdaki Fazlalıklara Veda Ediyorum - Gelişme


Merhabalar,

Dün kaldığımız yerden devam ediyorum. Ve parça parça yayınlamamın nedeni sıkılmayın istiyorum, hepsi bu.

Evet internette minimalizmi gördüğümde ve mantığını öğrendiğimde çok hoşuma gitti. Ve hayatımda bazı şeylerin farkına vardım. Aslında para verip aldığımız neredeyse her şey bizi olduğumuz yere sabitleyen, üzerimizde fark etmediğimiz bir baskı oluşturan yüklere dönüşüyormuş. 

Örneğin: Bir yerden bir yere giderken aklınızdan şuna benzer düşünceler geçti mi?
'Aman şu ruju da alayım, aman bu pantolonu da giyerim, işte bu kitap tam deniz kenarında okumalık...'   Üzerine bir de 'Aslında bu ruj da harika olur, bu pantolonla şu tişört güzel duruyor, tatilde de iyi kitap okunur, bunu da alayım' diye diye küçük bir çantayla gideceğiniz yere koca bir valiz taşıdınız mı? 
Ben taşıdım hem de defalarca.
Bu aşamada minimalizm bu yaptığımın kendime işkence çektirmekten farksız olduğunu gözüme gözüme sokan bir araç oldu. 

Ve bir süre önce bir karar verdim. Hayatımdaki fazlalıklardan yavaş yavaş da olsa kurtulacak, kendime çeki düzen verecektim. 
Son cümlenin son kelimesine dikkat etmenizi istiyorum. 'Verecektim' yani geleceğe yönelik bir amacım vardı, isteğim vardı ama olmadı.

Çünkü minimalizm katı bir şekilde uygulanmak istendiğinde bana, her yönüyle uymuyormuş, uygulama aşamasında fark ettim. Elimdeki her şeyi minimuma indirecek şekilde bir anda elden çıkarmak bana yanlış geldi, iyi hissettirmedi. E hani iyi hissedecektik? 

Ben de dedim ki kendime uyacak şekilde hareket edeyim. Kendi birikimimle bir yol almaya başlayayım, devamında olabildiğince, keyif alacak şekilde minimal bir hayata geçerim. Çünkü katı kurallar ilk başta insanı daha çok geriyor, yoruyor ve pes ediyorsunuz. Denedim, biliyorum.

Ara Not : Bu yazıyı hazırlarken bir yandan da sürekli araştırıyorum. O yüzden minimalizmi zaten yanlış düşünüp uygulamaya çalıştığımı da öğrendim :)

Bir süredir uygulamaya çalıştığım düzende olabildiğince almamaya başladım. Yani arada ipin ucu kaçmıyor değil, özellikle duygusal zamanlarımda. Ki özellikle kadınlar bilir duygusal anlarımız para harcamaya en müsait olduğumuz anlardır.
Almamaya dikkat etmenin yanında, elimdeki fazla gördüğüm ve başkasının kullanabileceği şeyleri yeni sahiplerine devretmeye başladım.
Hala kendime sakladığım ve kullanacağıma inandığım ama fazla olan şeyleri elimde tutuyorum bu arada. Neden? Çünkü onlarla bir hayat deneyimleyeceğime inanıyorum.

Bu arada bir parantez açayım. Mayıs 2017 itibariyle eski işimden ayrılıp yeni bir işe başladım. Bunun için yaşadığım şehri ve evimi değiştirdim. İşe gidiş gelişte kaybettiğim 2 saat evet koskoca 2 saat bana kaldı. Bu değişim sürecinde özellikle yeni aldıklarım da elden çıkardıklarım da oldu yığınla. Yeni evimde yeni hayatımı daha iyi ve huzurlu hissettirecek şekilde kurmak istememin de artık bu yazıları yayınlayıp işi ciddiye bindirmemi sağladığını söyleyebilirim.

Şimdi bir temel konu başlıklarım var bir de ufaktan ufaktan yapacağım şeyler. Benim için temel konu başlıkları kitap, kırtasiye, kozmetik, kişisel bakım ürünleri, kıyafet. Yapacağım işe uzun soluklu bir proje olarak bakıyorum ben. Sonuçta mühendis olunca projeye dökelim ki süreci daha iyi takip edip yönetelim değil mi? 

Proje Adı : Fazlalıklara Veda
Bitiş Tarihi : 31 Aralık 2017 
Güncelleme Tarihi : Her ayın son günü

  • Bitiş tarihi ve güncelleme tarihleri vermek sizin planlı ve sonuçlandırmanız gereken bir işiniz olduğu bilincini oluşturur. 
  • Neden 31 Aralık 2017? 7 ay bir davranışın alışkanlık haline gelebilmesi için yetip artacak ve benim kafamdaki plan için uygun olan süre.
  • Size konu başlıklarıma dair ayrı ayrı yayınlar gireceğim. O yayınların detayında durumun vahimliğini anlayacaksınız.
Aklıma gelmişken bana gelir durumu düşük insanları örnek gösterip beni eleştirecekseniz de haberiniz olsun, Türkiye gerçeklerini çok iyi biliyorum. 
Ben sadece kendi hayatım için kendi düzenimi kurmak istiyorum. Önemli olan yokken ve zorunluluktan böyle yaşamak değil, varken ve her ne kadar borçlar vs. desek de rahatken elindekinin kıymetini bilip bu düzeni kurabilmek, dikkatli olmak.

Yarın ilk konudan başlıyorum. Kitaplarla ilgili neler olacağını merak ederseniz beklerim.

4 Haziran 2017 Pazar

Hayatımdaki Fazlalıklara Veda Ediyorum - Giriş


Merhabalar,

Minimalizmi hiç duydunuz mu? Aslında duymayan kaldı mı diye sorsam çok daha iyi olur? Hani şu 'Az çoktur' felsefesinden yola çıkan akım.

Hemen önyargılarınızı aramıza duvar olarak örmeyin.  Ben minimalist değilim. Henüz.  Sadece asıl bahsedeceğim konuya giden yol minimalizm hanından da geçiyor, o yüzden konuya böyle girdim.

Blogu okuyan ( illa ki okuyan birileri olur diye umut ediyorum) kesimin içinde hiç borçlarıyla boğuşan var mı? Aldığı maaşı, bursu, öğrenci kredisi ile bir türlü ay sonunu getiremeyen, kredi ya da kredi kartı taksitlerini düşünürken afakanların ziyaretinden kaçamayan var mı?

Ben işte onlardan biriyim.

Şimdi gelin işin en başına gidelim de temel taşı eksik binaya dönmeyelim.
Üniversitedeyken açmıştım blogumu. Aklımdaki ilk fikir okuduğum kitaplar üzerine, yorumlarımı, fikirlerimi böyle rahat rahat paylaşacağım bir yerim olacaktı, yürüyecektim oradan. Zamanla blogum değişim gösterdi ve bu kez makyaj ve bakıma merak saldım.

Alınan makyaj malzemeleri, bakım ve güzellik ürünleri... Neler neler, şöyle bir maziye gitseniz görebilirsiniz buzdağının suyun altındaki kısmını. Tabi bunlar için harcanan paralar cabası.

O arada kitap okumayı da çok seven ben, git gide daha çok kitap alır oldum. Nasıl olsa okurum düşüncesiyle her indirim vakti kitap alıyor ve bundan da çok mutlu oluyordum. 
Kitap alırken hala mutlu oluyorum da çaktırmayın :)

Mezun oldum işe girdim ve artık para da kazanıyordum. Şimdi hayal edin. 
Kozmetik, bakım, kitap ve yanında kıyafet alışverişleri.  Sonuç limitleri zorlanan kredi kartı ve yetmeyen maaş. Psikolojik gerilimi de unutmayalım.

Ve bir gün tüm bunlarla boğuşurken internette minimalizmi gördüm.

Sonra...
Sonrası yarın.

2 Haziran 2017 Cuma

Yeni Bir Başlangıç Yapıyorum


Merhabalar,

Ben Cansu. 
Cansudan Dünyaya blogunun sahibesi.
25 yaşında.
Kökleri dünyanın derinliklerine yayılırken zihni sınır ötesi yolculuklarını sürdürebilen bir düşünce gezgini.
Geçmişiyle, birikimleriyle gelişen, anda olmayı seven, geleceğe de selam veren bir savaşçı.
Fikirleriyle, duygularıyla dünyalar arası yolculuklar eden, aitliği sadece kendine olan biri.

Ve şimdi, tam da şu anda yeni bir başlangıç yapıyorum blogumda.
Zorunluluklardan arınmış, içimden geldiği gibi ve bir o kadar da düzenli bir başlangıç umut ediyorum şimdi.

"Ben umut ederim çocuk. 
Ama asla dilek dilemem. 
Arada fark var. 
Umut senin içinden gelir, dileklerse sadece sihirdir. 
Dilekler sahtedir. 
Umut gerçektir. 
Umut kendi sihrini yaratır."

-Duman ve Kemiğin Kızı


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...